Bir garip Antekeli Deli Hösün 9 “Kaffamı pozma, kapkabı endiririm kellene”

Bir garip Antekeli Deli Hösün  Kaffamı pozma, kapkabı endiririm kelleneTakanın kinarına pusuğum; oturuk, havışı tamaşa edom. Allahıma diyom seğe, bir yağmır yağo, bir şakırtı eno ki, havışı seller götüro. Havış belese, zokaklar neşkil kalana bilmem. Anteke batıcı ellağlem. Hal gece yağdı zatan. Herbir gök gürledi, billahi mahmelin daşları deppeme kepici belledim. Hala da yeyin yağo. Bir de fortına çıkık ki, kurma ağacı yıkılıcı, damdan kırmitler düşücü nerdese. Havışa çıkılmıyo. Yüznumaraya gidicim, gidemiyom; altıma edicim. Bir afat bre bu! Bir de sovuk ki, deme getsin. Tamam kalan. Bu Anteke’nin yağmırı on gün sürer.

Sobada odun bitik. Ezen çağı yağmır bir parça hefif yağodu çıktım; içeri odun daşıdım. Naylon örtüktüm üstlerine. Kahfir pissik, akşam üstünde gezodu. Naylonu açık, heppisi yaşarık odunların. Kağdım kenneri sobanın altına düzdüm. Ben de bir ıslandım ki, tuluk kimi oldum.

Yağmır ölene doğru bir habbe yavaşladı. Baktım biri kapıyı döğo. Heyrişalla. Kim bre bu yağmırda? Şindi get kene kapıyı aç! Mennüşçük nere koyuk acep şemşiyeyi? Telleri de kırılıktı şemşiyenin. Yağmır dinğsin de götürüm keni Tenekeci Yiğit’e lehimlettirim.

Kapıyı zornana açtım. Viliy! Mahellenin dölleri bir yandan çipiği basolar, bir yandan da çığırolar:

- Ayaksıza ayak ver, iki kıçına dayak ver. Allah’tan ayak, demirden dayak.

Bre Allah canınızı yormaya. Bre akrütler, bu yağmırda ne işiniz var zokakta? Otutturuklar dölün birini kulaklıya, kapı kapı gezdirolar. Heppisi de ıslanık, sıçan kimi oluklar.

Mennüşçük hemen bir kanne zeyt getirdi. Döllerin elindeki kaba boşalttı. Kapı kapı dolaşıcılar, zeyt toplayıp dölün bacaklarına sürücüler de döl yörüycü.
- Bre yavrım, hasta olucunuz. Allahın günü mü bitik. Ananızda hiç mi akil yok sizi zokağa salık?

Yörüyemeyen çocuğu kulaklıya oturdup kapı kapı dolaştırıp zeyt toplamak bene göre nafile bir inanc amma yağmır çammır demeden yardımlaşmak çok gözel. “Afferim bre size” dedim kenlere. Çıkardım cebimden herbirine yirmbeşer ğuruş verdim. Sevindi maatterler.

Anteke’nin adamı bele işte alkardaşlar! Biz burda birbirimizi tanırık. Herkeş herkeşi bilir. Herkeş birbirinin yardımına koşar. Ben doğma böyüme Antekeliyim. Benim babam da Antekeli, dedem de! Ben beni bildim bileli Hıristiyen, Yehüdi, Ermeni, Alevi komşularımız, ahpaplarımız var. Adetlerimiz tevir tevir amma memleketimiz bir, yimeklerimiz bir, sohpetimiz bir. Mesele, şindi iki ay soğna yumurta bayramı var. Çocukluğumdan beri Hıristiyen komşularımızın bize göndereceği ğureybeleri, boyalı yumurtaları dört gözden bekliyom. Yehüdiler bir parça uzak durullar amma gine de çarşıya endiğim vahıt manifaturacı Azzur’dan hanek etmeden durmam. Bildır evin tuvarı keptiğinde de Ermeni yapıcı İskender Usta’yı çağırıktım ta’mir ettirmeye. Taşkalacı herifin biridir İskender usta. Her bir metel ağnadır, gülmekten altına işersin. Geçen hafta gece vahtı eve gelom, Sermiye camısının karşısında Dersuneli bakkal Besim’e mobiletten giderken arkadan Çinçin çarpık, bir vuruk kene, ta Süveke’den Dördayağ’a ğader uçuruk keni nerdese. Ayağı kırılık maatterin; kucakladığım kimi keni Ali Kilisli’ye götürük, ayağını alçıya aldırıktım. Kilisli’nin düğenini de görsen, kıyemet kimi. Bellersin bütün Anteke’nin ayağı kırılık, kolu çıkık. Ney bre bu ğalebelik? İki sa’et sıra bekleyiktik.

Neyse. Demem o ki, Anteke bu işte! Burda kimse kimseyi ayırmaz. Bir keresinde, dışarlıktan gelen memur bir komşum vardı; birgün baktım bene akil vero. Kal neymiş, Hıristiyen terziye niye panturun diktiromuşum. Bir ta’cibime getti ki! “Bre bene bak” dedim kene. “Hangı devirde yaşıyon? Kaffamı pozma, kapkabı endiririm kellene. Sen nerden çıktın bre? Dağdan gelik bağdakını mı kovon? Daha sen yokkene biz burdadık.” Asırlardan beri burda her milletten her dinden insan içiçe yaşarık. Birbirimizin cenezesine de düğününe de giderik. Herkeş kendi evinde, kendi yaşantısında, ibadatında ıstıfıl olur, amma zokağa çıktımık herkeş birdir.

Böğün bir habbe ahkam kestim ellağlem. Amma aha ben size sölüyom. Biz görürük ya da görmezik; helbet birgün hozurumuzu pozanlar çıkar. Bunlara hiç müsaade etmeyin. Hiç yüz vermeyin bu sakillere. Ben benim oğlana bele nasihet edom. Hozur, barış ğader gözel birşi varmı hiç? Ben memleketimin havasını, suyunu, yimeğini, daşını, toprağını hiçbir şiye denişmem. Siz denişir misiniz?

Memleketinize mıkiyet olun. Heydi döeler.

HATAY KÜLTÜR VE KEŞİF DERGİSİ, OCAK 2014

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Boşluğu Rakamla Doldurunuz *

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>