“Kene cehenneme gidermin deyi soruklar, yömye kaça deyik” Bir garip Antekeli Deli Hösün 15

Bir garip Antekeli
Deli Hösün

“Kene cehenneme gidermin deyi soruklar, yömye kaça deyik”
Bre hösküt olun; iki günden beri evde ne hozur kalık ne birşi. Avradın amtisinin kızı, oğlunu everici deyin köyden döl-döş gelik, bize yıkılıklar. Böğün çarşıya çıkılıcı da cehiz kesilici. Heylisinnen işlerini bitire de, koya savışa gidelerdi.

Zatan şindi Anteke’de düğün zamanı kalan. Bütün köylü çütçü hal sene iradı bekler. Buğdasını pambığını sattıktan keyri sıra gelir oğlan evermeye, kız gelin etmeye.

Evin içi Kel Ali’nin bağına dönük. Bereket versin ortalık yaz. Herkiş bir yere kıvrılık yato. Kenlere yimek yerişdirmek de zor anam! Maetter Mennüşçük parçalano önlerine yimek komak içün. Herşiyi de beğenmiyolar ha! Bellersin evlerinde hergün aşşir yiyolar, tovuk yiyolar. Ezenden kağdım, kenlere bir lakin dolusu çökelek salatası yaptım. Yarım kulaklı banadura, iki bağ bahtenis, üç kanne zeyt getti. Gine de onca adama zor yetti.

Yimekten sonra enişte tutturdu Hösün ağa sen de gel. Bre ne işim var benim avratların arasında? Yok, ille gelicin. Eyyi, dedim.

Vardık Meydan çarşısına. Kız gil bizi bürkenin öğünde bekliyolar. Her birinin suradı beş karış; niyese? Manifaturacı Azzur ğalebeliği görünce ağnadı cehiz kesmeye endiğimizi. Başladı “faddal, faddali” deyip bizi düğene dö’vet etmeye. Mahamet enişte hemen atıldı:
- Sağol kardaş. Bizim ma’melemiz var.

Gettik doğru tüccar Nizamiddin’in düğenine. Bu düğenin eski halını bilirim. Yerden yüksekce, tahta darabalı bir düğendi. Tahtadan darabaların iki kanadı yokarı açılır, güneşlik kimi duru, ikisi de aşşağı açılırdı. Zatan çarşıdakı düğenlerin heppisi beledi. Eski sahebi Tum Bekir bağdaş kurur oturur, kumaş satardı. Rahmatlık olunca soğnadan Nizamiddin devraldı düğeni.

Ğalebeliğimiz düğeni doldurdu, yarımız da zokakta kaldık. Başladılar cehize. Nanca melhafelik, nanca hasa, atlas, nanca döşşek yüzü aldılar bilmiyom. Bre nedici yengi evli bunca yorğanı, döşşeği? Köylü akli işte. Geleni gideni bitmez bunların.

Kızın anası verha istiyo. Şundan da kes, bundan da kes. Sankı oğlan babasının dabulhanası döğülo! Cehiz bitti sıra okuntuluğa geldi. Kaç mitro Sümerbank çiti aldı, saymadım. Şuna eteklik, buna könçeklik! Kaç tene dolaklık dilbent aldı bilmiyom. Enişteye bakom, çehresi Diyarbekir karpızı kimi kip kırmizi oluk. Paranın hisabını yapo ellağlem. Mahamet enişte bir habbe mıhristir. Bir işte para varsa süğürde süğürde gider. Kene cehenneme gidermin deyi soruklar, yömye kaça deyik. Oğlana bakom ziğ oluk. Kızın ağzına düşücü. Kız da birşiye benzese. Tabbuha kimi bir suradı var.

Bre üç saet sürer mi cehiz kesmek? Allah behtilleye sizi! Dinelmekten ayağımın dabanı şişti. Terliye terliye dabaz oluk kimi kabardı bedenim.

Sıra geldi kumaşları paketlemiye. Adet; cehiz kâğırda sarılmaz, tüccar ille kendi yanından kumaş verir, o hediye kumaştan bokça yapılır. Üç çıkın oldu aldıkları. Daha tuhefiyeciye gidilici. Öylen de oldu. Başladılar acıktık demiye. Kuzzulkurt. Dünyanın ekmeğini yidiniz sebbehten. Ne tez acıktınız? Bokçaları tüccara amanat edip, lokantaya gettik.

Avrat beni dürto, kâğırt kebabı yiyemişik. Bre hös diyom kene. Pahıl enişten nere götürüse ora gidicik kalan. Kıreyni eniştesi bizi götüre götüre köprü başında balıkçılar çarşısındakı sulu yimek satan lokantaya götürdü. Ğalebeliğimizden lokanta ahşer mahşer yerine döndü. Yoruluğum, külehimden aşşağı terler ako. Bir parça hava gelsin deyin kapının kinarındakı masaya ilişdik avratnan barabar.

Ğarsona dedim “Bre oğlum, heydi iki damla su ver de içek, allah koya seni.” Ğarson duruk, beğe per per bako. “Bre ciyerim ağnamadımın” dedim kene, “Ağnadım ammi” dedi. Getti, iki dakke soğna geldi. Viliy; elinde boş kedeh. “Bre hanı su” dedim, “Aha, körmün. İçinde iki damla var” demez mi gavvat? Kırt çeke seni allah. Göromun; kırt ğader döl benden horata edo. “De heydi get bir sülahye getir” deyin hulknan yekindim, zılğıtladım keni. Avrat dayanamadı:

- Bre Hösün, sen de cip olon kalan. Dakke başı su. Kuzu mu yiyiksin sebbehten?
- Bir sehen çökelek salatası yirsen dilin damağın kurur helbet.

Avrat sini kebabı istedi. Yiyemedi ya kâğırt kebabını Uzun Çarşı’da; ille kebap yici. Baktım heppisi sini kebabı istiyolar. Lokantacı bunlara kebap yerişdiremiyo. Enişte bir kişinin yimek parasından kurtarsın diye, kendi kuru ekmeğe vuro. Ben de eynadına mualle istedim. Bu sıcakta kebab mı yinir yoho? Patlıyana ğader yidiler. Üstüne de birer kazüz içtiler; oohhh!

Dedim “Hayyo, ne halınız varsa görün. Ben daha gelmem sizden barabar.” Ney bre bu, bütün çarşıyı gez gez! Yorğunluğun adını gezmek koyuklar. Bıraktım kenleri gettim Uzun Çarşı’dakı Orta Kahve’ye.

Akşamçağı dönüşken künefeci Arap’tan 2 kilo künefe aldım, kenlere Belan’dan yengi aldığım bekmezden bir sakkel kaldıran yapım dedim. Eve vardım; viliy. Ev höm hös, avrat havışta tek başına oturo. “Bre avrat noluk bele, hanı ya mısafırlar?” dedim. Meğersem ben gettikten soğna kıyamat kopmuş. Kızın anasından bizimkinin amtisi kızı çarşının ortasında keçe seğe bez beğe döğüşmüş, saç yolmaca oynamışlar. Belediye zabitleri zor ayırıklar kenleri. Nişanı da pozuklar. Nedicim şindi ben bu 2 kilo künefeyi?

Kendinize mıkiyet olun. Heydi do’eler.

HATAY KÜLTÜR VE KEŞİF DERGİSİ, EYLUL 2014

“Kene cehenneme gidermin deyi soruklar, yömye kaça deyik” Bir garip Antekeli Deli Hösün 15” İÇİN 1 YORUM

  1. Sabahattin Yalkın

    Mehmet bey,

    Deli Hösün’ü zevkle, güle güle okudum. Antekeceyi çok başarılı bir biçimde işliyorsun; kutlarım.

    Meydan Hamamı’nı da okumuştum. 50-60 yıl geriye giderek hamamda yeniden yıkanır gibi oldum. Çok gerçekçi bir anlatım… Çok sevdim. Selamlar…

    Sabahattin Yalkın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Boşluğu Rakamla Doldurunuz *

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>